Bu dönemde aşırı fazla halka arz edilen şirket görmeye başladık. Bu durum aslında borsadaki hacim açısından bir problem olsa da benim açımdan veya yatırım yaptığım şirketlerin yapısı açısından çok büyük bir problem teşkil etmiyor. Evet, şirketlerin fiyatları düşüyor veya uzun süre yatay gitmeye devam ediyor. Ancak benim yatırım perspektifim farklı olduğu için bu durum benim açımdan doğrudan bakiyeye zarar olarak yazmıyor.
İşin beni sevindiren tarafı ise Kapeks Kimya gibi daha niş alanlarda faaliyet gösteren şirketlerin de borsaya açılmaya başlaması. Borsa İstanbul’da uzun süredir ağırlığı hissedilen banka, gayrimenkul ve enerji gibi sektörlerin yanında farklı iş kollarından şirketlerin de yer almaya başlamasını oldukça olumlu buluyorum.
Bunun neden önemli olduğunu biraz daha açmak gerekirse; Borsa İstanbul uzun süredir reel anlamda zayıf bir seyir izliyor. Böyle dönemlerde farklı ve niş alanlarda faaliyet gösteren şirketlerin borsada bulunması, piyasanın genel gidişatından bağımsız fırsatlar yakalayabilmemizi sağlıyor ve bir anlamda portföy içerisinde hedge mekanizması oluşturuyor. Örneğin otomotiv sektörünün kötü bir dönemden geçtiği süreçte kaliteli sigorta şirketlerine pozisyon alabilmek, piyasa genelindeki olumsuzluktan farklı bir yönde hareket etme imkânı sunabiliyor. Bu da özellikle uzun süredir devam eden yatay ve reel anlamda zayıf piyasa ortamında pozitif reel getiri elde edebilmek açısından önemli bir avantaj sağlıyor.
Şirketin İş Modeli
Kapeks Kimya’nın iş yapısını incelediğimizde temel olarak sivil amaçlı patlayıcı madde sektöründe faaliyet gösterdiğini söyleyebiliriz. Bu alanın benim ve birçok kişinin yabancı olduğu bir alan olduğunu düşündüğüm için şirketin hangi alanlarda ve hangi iş kollarında faaliyet gösterdiğini biraz açıklama gereği hissettim. Ben de şirketi incelerken bu kısmı daha detaylı anlamak istedim.
Bunlardan birincisi patlayıcı madde üretimi ve tabii ki bunun satışı. İkincisi ise patlatma ve mühendislik hizmetleri. Buradaki amaç; madencilik, çimento ve taş ocağı sektörlerindeki müşterilere yönelik delme-patlatma servislerinin yanında patlatma tasarımı, optimizasyon ve denetim gibi mühendislik hizmetleri sunmak. Yani şirket hem patlayıcıyı üretiyor hem de patlatma aşamasında hizmet sunuyor.
Şirketin ayrıca lojistik hizmetleri bulunuyor. Bağlı ortaklığı Adreks Lojistik aracılığıyla patlayıcı maddelerin güvenli nakliye ve taşımacılığı sürecini yürütüyor. Patlayıcı madde, üretiminden taşınmasına kadar baştan sona tehlikeli bir süreç olduğundan üretim ve satış ağının mümkün olduğunca şirkete entegre edilmiş olması, şirketin iş yapısında gerçekten olumlu bulduğum noktalardan biri.
Son olarak da artık birçok şirkette gördüğümüz elektrik üretimi kısmı bulunuyor.
Bu dört ana iş kolunu biraz daha detaylandırdığımızda, tahmin edilebileceği üzere patlayıcı ve patlatma bölümü şirketin ana iş kolunu oluşturuyor. Hasılatın yaklaşık %98’i, yani neredeyse tamamı patlayıcı üretim ve satışı ile mühendislik hizmetlerinden geliyor. Lojistik ve GES tarafı ise geriye kalan yaklaşık %2-2,5’lik kısmı oluşturuyor.
Halka Arz ve Ortaklık Yapısı
Şirketin halka arzında hiç ortak satışı yapılmayıp yaklaşık 25 milyon lotun tamamının sermaye artırımı yoluyla ihraç edilmesi ve elde edilen nakdin şirketin kasasına girecek olması, şirket ortaklarının tutumu açısından benim gözümde oldukça olumlu bir durum.
Şirket adına olumlu bulduğum bir diğer karar ise fiyat istikrarı uygulaması. Halka arz sonrasında 15 gün boyunca, pay fiyatının halka arz fiyatının altına düşmesi durumunda brüt halka arz gelirinin %20’sine kadar olan kısmının geri alımlar yoluyla fiyatı desteklemek amacıyla kullanılabilecek olması, şirket ortaklarının şirkete olan inancını göstermesi açısından benim gözümde olumlu bir yaklaşım.
Aynı şekilde halka arz sonrasında halka açıklık oranının yaklaşık %20 seviyesinde kalmasını da olumlu değerlendiriyorum. Önceki yazılarımda %10-15 aralığını ideal olarak gördüğümü belirtmiş olsam da, şirketin ölçeği ve ihtiyaç duyduğu finansman dikkate alındığında %20’lik halka açıklık oranını makul bir üst sınır ve bu şirket özelinde ideal sayılabilecek bir seviye olarak görüyorum.
Şirketin ortaklık yapısına baktığımızda ise uzun süredir halka arzlarda pek görmediğimiz kadar çok ortaklı bir yapı söz konusu. Tabii ki hâkim ortaklar mevcut ancak bana göre ortak sayısı oldukça fazla.
- Hakan Kaya: %15,39
- Müfit Erdil: %15,39
- Hasan Hatunoğlu: %15,39
- Gökhan Aydın: %9,08
- Berrin Hatunoğlu: %7,70
- Haluk Salgır: %3,30
- Ayşe Arkan: %2,89
- Fuat Burtan Arkan: %2,89
- Metehan Derya: %2,00
- Ümit Kılıç: %2,00
- Velat Alabaş: %2,00
- Ferhan Arkan: %1,92
- Halka Açık Kısım (Yeni Ortaklar): %20,06
Pay haklarının ağırlıklı olarak ilk üç kişi arasında toplanması nedeniyle şirket yönetiminde doğrudan bir bozukluk oluşmayacağı düşünülebilir. Buna rağmen bu kadar fazla ortağın bulunması şirket adına benim için ilk negatif izlenimlerden birini oluşturuyor. Çünkü çok fazla sesin olması bürokratik açıdan karar alma süreçlerini uzatabileceği gibi nepotizmin oluşabilmesi açısından da bir risk yaratıyor. Bu sebeplerle açıkçası bu kadar fazla ortağın bulunmasını negatif bir durum olarak değerlendiriyorum.
Halka Arz Fonunun Kullanım Yeri
- %40-50: Yurt içi ve yurt dışı yeni üretim tesisi ve depo yatırımları ile diğer alternatif yatırım fırsatlarının değerlendirilmesi.
- %50-60: İşletme sermayesi.
Fon kullanım dağılımına baktığımızda, yaklaşık %40-50’lik bölümün doğrudan şirketin büyümesine yönelik yatırımlara ayrıldığını görüyoruz. Bu kapsamda yurt içi ve yurt dışında yeni üretim tesisleri ve depoların kurulması veya satın alınması, piyasa koşullarına bağlı olarak alternatif yatırım fırsatlarının değerlendirilmesi, mevcut üretim hatlarının modernize edilmesi ve kapasite artışına yönelik operasyonel projelerin devreye alınması hedefleniyor. Dolayısıyla fonun bu bölümünün şirketin üretim kapasitesini ve teknolojik altyapısını geliştirecek yatırımlarda kullanılacak olmasını olumlu değerlendiriyorum.
Fonun %50-60’lık bölümünün işletme sermayesi ve hammadde tedariki için kullanılması planlanıyor. Ancak açıkçası bu iki kalemin aynı oran altında toplanmasını biraz kolaya kaçılmış bir açıklama olarak görüyorum. İşletme sermayesi ile hammadde tedariki birbiriyle ilişkili olsa da sonuçta farklı ihtiyaçlara karşılık geliyor ve şirketin borç, nakit akışı ve stok yapısını en iyi bilen taraf yine şirketin kendisi. Bu nedenle işletme sermayesi için ayrı, hammadde tedariki veya stok artırımı için ayrı bir oran verilmesini daha doğru bulurdum. Alt başlıklarda operasyonel finansman ile hammadde tedariki birbirinden ayrılmış olsa da bu kalemlere ne kadar kaynak ayrılacağına ilişkin net bir oran belirtilmemiş olması benim açımdan eksik kalıyor.
Bilanço
Şirketin yapısını, ortaklık kısmını ve halka arz fonunun kullanım yerini kabaca anladığımıza göre finansallara geçebiliriz. Her zamanki gibi bilançoda ilk olarak dönen varlıklardan başlıyoruz. Şirketin nakit ve nakit benzerlerinin yıllar içerisinde genel olarak yatay bir seyir izlediğini, ticari alacakların yaklaşık 1 milyar TL seviyesinde bulunduğunu görüyoruz. Stoklarda ise zaman içerisinde aşağı yönlü bir hareket var ve yaklaşık 555 milyon TL seviyesinden 400 milyon TL seviyesine kadar bir gerileme söz konusu. Toplamda yaklaşık 2 milyar TL seviyesinde bulunan dönen varlıkların kabaca 400 milyon TL’sini nakit, 1 milyar TL’sini ticari alacaklar ve 400 milyon TL’sini stoklar oluşturuyor. Özellikle stoklardaki bu düşüş düşünüldüğünde, halka arz fonunun %50-60’lık bölümünün işletme sermayesine ayrılmasını ilk bakışta yerinde bir karar olarak değerlendirebiliriz.
Ticari alacaklara baktığımızda doğal olarak ticari borçlarla birlikte değerlendirmek gerekiyor. Şirketin yaklaşık 490 milyon TL seviyesinde ticari borcu bulunurken ticari alacakların bunun yaklaşık iki katı olması ilk bakışta olumlu bir görünüm ortaya çıkarıyor. Ancak her zaman yaptığımız gibi sadece bakiyelere değil, bu bakiyelerin ne kadar sürede nakde dönüştüğüne veya ödendiğine de bakmamız gerekiyor. Ticari alacak tahsilat süresinin yaklaşık 90 gün, ticari borç ödeme süresinin ise yaklaşık 30 gün olduğunu görüyoruz. Stok devir süresi de dönemlere göre 30 ila 90 gün arasında değişiyor. Dolayısıyla şirket alacaklarını yaklaşık 90 günde tahsil ederken borçlarını 30 gün içerisinde ödüyor. Ticari alacak bakiyesinin borçların yaklaşık iki katı olması olumlu olsa da aradaki bu vade farkı nakit akışı yönetimi açısından önemli bir dezavantaj yaratıyor. Bu nedenle yalnızca bakiyelere bakarak oluşan olumlu görüntüyü güçlü bir artı olarak yazmanın doğru olmadığını düşünüyorum.
Borçluluk Yapısı
Şirketin yükümlülüklerine geçtiğimizde kısa vadeli yükümlülüklerin yaklaşık 763 milyon TL seviyesinde olduğunu görüyoruz. Bunun yaklaşık 110 milyon TL’lik kısmı banka kredileri gibi finansal borçlardan oluşurken geriye kalan bölümün önemli kısmını ticari borçlar oluşturuyor. Uzun vadeli tarafta ise önemli sayılabilecek bir finansal borç bulunmuyor. Buradaki temel kalem yaklaşık 193 milyon TL seviyesindeki ertelenmiş vergi yükümlülüğü.
Vergi kısmına daha önce incelediğim şirketlerde de değinmiştim ancak burada yaklaşımımı kısaca tekrar belirtmek istiyorum. Vergi yükümlülükleri muhasebesel süreçlerle yakından ilişkili olduğu için benim açımdan doğrudan finansal borçlarla aynı şekilde değerlendirilmesi gereken bir kalem değil. Şirketin yaptığı giderler, amortismanlar, devreden KDV gibi çeşitli muhasebesel unsurların bu yükümlülükleri zaman içerisinde azaltabildiğini veya ortadan kaldırabildiğini kendi gözlemlerimle de gördüğüm için, şirketin ölçeğine kıyasla absürt seviyelere ulaşmadığı sürece bu kaleme değerlememde fazla ağırlık vermiyorum.
Benzer bir yaklaşımı mevcut konjonktürde duran varlıklar için de benimsiyorum. Nakit akışının bu kadar önemli olduğu bir dönemde şirketin sahip olduğu duran varlıkların büyüklüğünün tek başına fazla anlam ifade ettiğini düşünmüyorum. Çünkü 2 milyar TL duran varlığı bulunan bir şirketin, 100 milyar TL duran varlığı bulunan başka bir şirketten çok daha fazla nakit ve kârlılık ürettiğini birçok örnekte görebiliyoruz. Bu nedenle dönemsel olarak şirketin ne kadar varlığa sahip olduğundan çok, bu varlıklarla ne kadar nakit ve kâr üretebildiğine bakma taraftarıyım. Elbette konjonktür değiştiğinde duran varlıkların değerleme içerisindeki öneminin de yeniden artabileceğini düşünüyorum.
Bütün bu kalemleri birlikte değerlendirdiğimizde ise şirketin borçluluk yapısının oldukça sağlam olduğunu söylemek mümkün. Dönen varlıkların içerisindeki yalnızca ticari alacakların bile şirketin kısa ve uzun vadeli yükümlülüklerinin önemli bölümünü karşılayabilecek seviyede olması bilanço açısından güçlü bir görüntü oluşturuyor. Özellikle yüksek borçluluğun birçok şirkette ciddi problem hâline geldiği mevcut dönemde, şirketin finansal borç yükünün oldukça sınırlı kalmasını önemli bir olumlu taraf olarak görüyorum.
Gelir Tablosu
Gelir tablosuna geçtiğimizde ise bilanço tarafındaki olumlu görüntünün aksine hasılatta belirgin bir zayıflama görüyoruz. Şirketin hasılatı yıllar içerisinde yaklaşık 5,3 milyar TL seviyesinden 3,8 milyar TL seviyesine gerilemiş durumda. Son açıklanan çeyreklik verilere baktığımızda da diğer bazı şirketlerde görmeye başladığımız dipten dönüşün Kapeks Kimya için henüz gerçekleşmediğini görüyoruz. Çeyreklik hasılat yaklaşık 850 milyon TL’den 794 milyon TL’ye gerilemiş ve aşağı yönlü seyir devam etmiş.
Ancak hasılattaki düşüşü tek başına değerlendirmek doğru olmayacaktır. Şirket aynı dönemde maliyetlerini de aşağı çekebildiği için asıl bakmamız gereken noktalardan biri kâr marjlarının nasıl değiştiği.
Kâr Marjı Türü → 2023 | 2024 | 2025 | 2025 İlk 3 Ay | 2026 İlk 3 Ay
Brüt Kâr Marjı → %38,18 | %33,09 | %32,15 | %27,18 | %31,49
Esas Faaliyet Kâr Marjı → %27,16 | %15,82 | %14,08 | %11,87 | %12,51
Vergi Öncesi Kâr Marjı → %17,44 | %6,77 | %7,34 | %3,08 | %7,95
Dönem Net Kâr Marjı → %10,72 | %3,91 | %3,20 | -%0,51 | %4,51
Kâr marjlarına baktığımızda hasılattaki belirgin düşüşe rağmen brüt kâr marjının görece güçlü kaldığını görüyoruz. %30-40 bandındaki brüt kâr marjı benim gözümde gerçekten olumlu bir seviye. Yapılan işin niteliği ve sektörün yapısı düşünüldüğünde bu oran çok şaşırtıcı olmayabilir ancak şirketi kendi içerisinde değerlendirdiğimde maliyet tarafının hasılattaki düşüşe rağmen belirli ölçüde yönetilebildiğini gösteriyor.
Beni daha fazla ilgilendiren taraf ise esas faaliyet kâr marjındaki değişim. 2023 yılında %27 seviyesinde bulunan esas faaliyet kâr marjının sonraki dönemlerde %12-14 bandına kadar gerilemiş olması şirketin operasyonel tarafta ciddi bir zayıflama yaşadığını gösteriyor. Bununla birlikte 2026’nın ilk üç ayında marjın %11,87’den %12,51’e yükselmesi ve esas faaliyet tarafının hâlâ çift haneli pozitif bir marj üretebilmesi şirket adına olumlu bulduğum bir nokta.
Gelir tablosunda esas faaliyet kârından aşağıya doğru indiğimizde şirketin düşük finansal borçluluğu nedeniyle finansman yükünün yönetilebilir kaldığını görüyoruz. Buna karşılık net parasal pozisyon kazanç veya kaybı şirketin esas faaliyet kârı ile net kârı arasındaki farkı belirgin şekilde etkiliyor. Bu nedenle burada yalnızca gelir tablosunda gördüğümüz nihai rakama bakmak yerine, net parasal pozisyon kaybının hangi kalemlerden oluştuğunu ayrıca incelemek gerekiyor.
Net Parasal Pozisyon Kazanç ve Kayıp Konusuna Bakışım
Twitter’da takip ettiğim, çok sevdiğim ve bana pek çok şey öğreten bir kişinin yakın zamanda net parasal pozisyon kazanç ve kaybının şirket değerlemesinde dikkate alınması gerektiğini savunduğu bir yazısını okudum. Bu yazı, benim gibi bu kalemin şirket değerlemesinde etkisinin olmaması gerektiğini düşünenlere karşı yazılmıştı. Ben ise bu görüşe katılmıyorum. Bu nedenle fazla teknik detaya girmeden, kendi bildiğim seviyede net parasal pozisyon kazanç ve kaybını neden farklı değerlendirdiğimi ve bu şirket özelinde neden büyük ölçüde dikkate almadığımı açıklamak istiyorum.
Son açıklanan finansal raporda net parasal pozisyon etkisinin hangi kalemlerden kaynaklandığını hem pozitif hem de negatif taraflarıyla görebiliyoruz:
-
Parasal Olmayan Aktifler (Varlıklar) Etkisi: +138.651.296 TL
- Maddi Duran Varlıklar: 134.420.009 TL
- Stoklar: 11.937.954 TL
- Ertelenmiş Vergi Varlığı: -25.130.575 TL
-
Parasal Olmayan Yükümlülükler ve Özkaynaklar Etkisi: -271.067.367 TL
- Geçmiş Yıllar Kârları: -150.413.335 TL
- Ödenmiş Sermaye: -52.883.244 TL
- Maddi Duran Varlık Birikmiş Değerleme Artışları: -40.906.358 TL
-
Kâr veya Zarar Tablosu Kalemleri Etkisi: +46.631.087 TL
- Satışların Maliyeti: 35.969.964 TL
- Ertelenmiş Vergi Geliri: 23.092.309 TL
- Genel Yönetim ve Pazarlama Giderleri: 7.922.094 TL
Bu yapıya baktığımızda net parasal pozisyon etkisinin üç temel bölümden oluştuğunu görüyoruz: parasal olmayan aktifler, parasal olmayan yükümlülükler ve özkaynaklar ile doğrudan kâr veya zarar tablosu kalemlerinden kaynaklanan etkiler.
Benim bu şirket özelinde fazla ağırlık vermediğim ilk bölüm parasal olmayan aktifler. Bunu basit bir örnekle anlatmak gerekirse; geçmişte 100 TL maliyetle alınmış bir arabanın enflasyon düzeltmesi sonucunda bugünün satın alma gücüyle örneğin 200 TL olarak ifade edilmesi, arabanın piyasa değerinin gerçekten 100 TL’den 200 TL’ye yükseldiği veya benim bu artış kadar zenginleştiğim anlamına gelmiyor. Arabayı satmadığım, kiralamadığım veya herhangi bir şekilde gelir üretmek için kullanmadığım sürece bu düzeltmenin günlük nakit akışım üzerinde doğrudan bir etkisi bulunmuyor. Ben hem bir insanın hem de bir şirketin gerçek anlamda zenginleşmesini, sahip olduğu varlıkların muhasebe üzerinde enflasyona göre yeniden ifade edilmesinden çok üretebildiği gelir ve nakitle ilişkilendiren taraftayım. Bu nedenle maddi duran varlıkların enflasyon düzeltmesinden kaynaklanan artışlarının benim şirket değerlendirmemde tek başına fazla bir karşılığı bulunmuyor. Stoklar tarafında ise durum biraz daha farklı olsa da bu şirket özelinde ortaya çıkan etkinin genel değerlemeyi değiştirecek büyüklükte olduğunu düşünmüyorum.
İkinci bölüm olan parasal olmayan yükümlülükler ve özkaynaklar tarafı ise benim asıl mesafeli yaklaştığım kısım. Burada geçmiş yıllar kârları, ödenmiş sermaye ve değerleme artışları gibi şirketin günlük operasyonlarından doğrudan nakit çıkışı yaratmayan muhasebesel kalemlerin önemli etkiler oluşturduğunu görüyoruz. Özellikle geçmiş yıllar kârları ve ödenmiş sermaye gibi kalemlerin enflasyon muhasebesi nedeniyle şirketin dönem kârını aşağı çekmesi, benim şirketin gerçek operasyonel performansını değerlendirirken doğrudan negatif yazdığım bir durum değil.
Benim için bu üç bölüm içerisinde daha fazla anlam taşıyabilecek kısım, doğrudan kâr veya zarar tablosu kalemlerinden kaynaklanan etkiler. Ancak bunun önemi de şirketten şirkete ciddi şekilde değişiyor. Perakende, finans, sigorta, varlık yönetimi veya faktoring gibi iş modellerinde net parasal pozisyon etkisinin yapısı çok daha farklı sonuçlar doğurabilir. Kapeks Kimya özelinde ise hem şirketin faaliyet yapısını hem de bu kalemin büyüklüğünü dikkate aldığımda, net parasal pozisyon kaybının değerlememde belirleyici bir ağırlığa sahip olmaması gerektiğini düşünüyorum.
Burada özellikle belirtmem gereken nokta, bu yaklaşımın bütün şirketler için geçerli olmadığı. Net parasal pozisyon kazanç veya kaybını tamamen görmezden gelmek gibi genel bir düşüncem yok; şirketin iş modeline ve bu kalemi oluşturan unsurlara göre ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak Kapeks Kimya özelinde bu kalemin yapısını incelediğimde, gelir tablosunda görülen net kârın şirketin operasyonel performansını tek başına doğru şekilde yansıtmadığını düşünüyorum. Bu nedenle şirketin faaliyetlerinden ne kadar kâr üretebildiğini değerlendirirken net kârdan ziyade esas faaliyet kârına daha fazla ağırlık veriyorum.
Burada esas faaliyet kârını doğrudan net kâr olarak kabul etmiyorum. Finansman gelir ve giderleri, vergiler ve net parasal pozisyon etkisi gibi kalemlerin hâlâ dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum. Ancak şirketin temel faaliyetlerinin kârlılığını değerlendirmek açısından esas faaliyet kârının benim için daha anlamlı bir gösterge olduğunu söyleyebilirim.
Bu nedenle şirketin ileriye dönük kârlılığını değerlendirirken yalnızca raporlanan net kâr üzerinden hareket etmek yerine, esas faaliyetlerinden üretebildiği kârı ve sonrasında bu kârı etkileyen kalemleri ayrı ayrı değerlendirmeyi daha doğru buluyorum. Vergi etkisinin de doğrudan hasılatın düşmesiyle azalacağını söylemek doğru olmayacağı için bu kalemi ayrıca değerlendirmek gerekiyor.
Mevcut faaliyet kârlılığını ve net parasal pozisyon etkisine yönelik yukarıda anlattığım yaklaşımımı birlikte düşündüğümde ise şirketin kabaca 500 milyon TL civarında normalize edilmiş bir yıllık kârlılık potansiyeline sahip olabileceğini düşünüyorum. Buradaki 500 milyon TL’yi doğrudan raporlanacak net kâr olarak değil, şirketin mevcut operasyonel yapısı üzerinden benim değerleme yaparken kullandığım yaklaşık bir kârlılık seviyesi olarak değerlendirmek gerekiyor.
Genel Değerlendirme
Genel olarak şirkete baktığımda; faaliyet gösterdiği alanın niş olması, halka arzdan elde edilecek fonun önemli bölümünün üretim tesisi, depo, modernizasyon ve kapasite artırımı gibi büyümeye yönelik alanlarda kullanılacak olması, finansal borçluluğunun oldukça düşük kalması, halka arzda ortak satışı yapılmaması ve halka açıklık oranının yaklaşık %20 seviyesinde tutulması şirket adına olumlu bulduğum temel noktalar. Bunlara ek olarak yapılacak yatırımların ilerleyen yıllarda üretim kapasitesini ve dolayısıyla hasılatı artırabilecek olması da şirketin ileriye dönük olumlu taraflarından biri.
Ancak şirketin yaklaşık 11,760 milyar TL piyasa değeriyle halka arz ediliyor olması benim açımdan bu olumlu tarafların önüne geçen en büyük problem. Mevcut finansallara ve şirketin güncel kârlılık kapasitesine baktığımda değerlemenin yaklaşık %50-60 oranında yüksek olduğunu düşünüyorum. Şirketin geçmiş dönem finansalları, hasılatta devam eden düşüş, sıkı para politikasının sürmesi, faiz oranlarının hâlâ yüksek seviyelerde bulunması, talepteki zayıflama ve sanayi sektöründeki daralmanın devam etmesi mevcut değerlemeyi desteklemeyi zorlaştıran temel unsurlar.
Özellikle hasılattaki aşağı yönlü seyrin devam etmesi durumunda net kârın da baskı altında kalacağını düşünüyorum. Halka arzdan gelecek kaynakla yapılacak yatırımların şirket için uzun vadede olumlu sonuçlar üretme ihtimali elbette var ancak mevcut durumda bu yatırımların 11,760 milyar TL’lik değerlemeyi destekleyecek seviyede bir kârlılık yaratacağını düşünmüyorum.
Bu nedenle Kapeks Kimya’nın yaptığı işi, faaliyet gösterdiği alanı, bilanço yapısını ve halka arzdan elde edeceği fonu kullanma şeklini genel olarak olumlu bulsam da halka arz değerlemesini yüksek buluyorum. Yaklaşık %20 iskontoyla halka arz ediliyor olmasına rağmen mevcut fiyatın benim açımdan hâlâ oldukça pahalı olduğunu ve makul gördüğüm değerlemenin yaklaşık %50-60 üzerinde kaldığını düşünüyorum.
YASAL UYARI: Bu içerik, yatırım danışmanlığı hizmeti niteliği taşımamaktadır. Yatırım danışmanlığı; kişinin risk-getiri profili, mali durumu ve yatırım hedefleri esas alınarak kişiye özel biçimde sunulan özel bir hizmettir. Burada yer alan bilgi, yorum ve değerlendirmeler yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hiçbir biçimde yatırım kararına yönlendirme niteliği taşımaz. Bu içerikler, okuyucunun mali yapısına ve risk-getiri tercihlerine uygun olmayabilir; bu nedenle yalnızca bu bilgilere dayanılarak yapılan yatırımlarda beklenen sonuçlara ulaşılamayabilir.